16 Şubat 2016 Salı

For One Fine Day (6) Bölüm

Esin her zamanki gibi erkenden kalkmış mutfakta kahvaltı hazırlamaya koyulmuştu. Yong mutfaktan gelen kokuyla uyandı. Ama yataktan çıkmak İstanbul'daki son gününe uyanmak istemiyordu. Esin gülümseyerek kapıda belirdi.
"Günaydın. Kahvaltı hazır."
Her ne kadar yataktan çıkmak istemede bu sese karşı koyması mümkün değildi. Esin'le geçirebileceği son saatleri yatakta geçirmeye de hiç niyeti yoktu.
"Geliyorum."
İlk defa bir kız onu sabah uykusundan uyanmış halde görüyordu. Esin odadan çıkınca kalkıp üzerindekilere çeki düzen verdi ve salona geçti.
"Bugünkü kahvaltın Türk usulü olacak artık idare et."
Bunu duymak biraz içini bursada Esin'e belli etmemeye çalıştı. 
"Evet son kahvaltımız. Yani İstanbul'daki son kahvaltım."
Yong birşey demese de Esin yüzündeki burukluğu görebiliyordu. Bilmediği tek şey burukluğun sebebiydi.
"Şimdilik bunlarla idare et dışarı sana uygun birşeyler alırız."
"Sen hep dışarda mı yersin. Yani yemek yapmıyor musun?"
"Pek benlik değil. Öyle bir vaktim de yok zaten. Kahvaltı sarmadı galiba."
Yong Esin'in söylediklerini yanlış anladığını düşünüp tabaktaki yumurtayı bir hamlede ağzına tıktı.
"Hayır ondan değil. Merak ettim sadece."
"Neyse. Hava limanını aradım bugünkü uçuşun olacağını onayladılar. "
Yine Yong'un hoşuna gitmeyen bir cümle daha. Sabah sabah bunları duymak için mi uyanmıştı ki sanki.
"Çok çalışkansın.. Bide bana işkolik derler."
"Bazen çalışmak çok çalışmak en iyisi. Düşünmeye fırsatın olmuyor."
"Vavv benim gibi düşünen biri daha. Acaba ikiz olabilir miyiz?"
"Hiç sanmıyorum. Hem düşünmek istemeyecek kadar ne derdin olabilir ki!"
"Görünenlerle gerçekler arasındaki fark bazen sanıldığından derin olabilir."
"Belkide. Ama söylenmeyen şeyleri nasıl bilebiliriz ki."
"İnsanlar her şeyi bir şekilde söyler, sussa bile söyler. Mesele görebilmek. Herkes bakar ama herkes göremez."
"Sanırım bende sadece bakanlardanım"
"İnsanların söylediklerinin ardını görebilmek benim üstün yeteneğim. Sende olmaması normal"
"Kahvaltı için fazla felsefik bir konu olmadı mı bu."
"Haklısın galiba. O halde yeni konuya geçiyoruz. Burcun ne senin?"
"Ben burçlara inanmam."
"Söylemeyecek misin?"
"Başak sanırım"
Aldığı cevapla Yong'un yüzüne koca bir gülümseme yerleşti.
"Neden güldün ki"
"Buzlar kraliçesi."
"Buzlar kraliçesi olsam şuan havalimanında bir bankın üzerinde uyuyor olurdun."
"Mesaj alındı.. Ama bu benim fikrim değil burçlar öyle söylüyor. Tabi öğrenmek istersen daha fazlası da var."
"Sanırım ünlülerin düşündüğümden fazla boş zamanları oluyor."
"İlgimi çeken şeylere vakit ayırırım."
"Kahvaltın bittiyse hazırlanman lazım."
"Neden ki. Daha uçağa çok var."
"Evde oturdukça soru soruyorsun. Biraz hava alsak fena olmayacak."
"Peki nereye gidiyoruz."
"Yeteri kadar soru sormadın mi sence."
Daha Yong'un soracak çok sorusu vardı. Kore'den neden döndün, neden ölmek istedin, orayı sevmeyecek kadar ne yaşadın ve en önemlisi de o karanlık hayatının ilk yıldızı da kim.... Bütün gece bu sorulara cevap aramıştı Yong ama cevapları sadece Esin verebilirdi. Tabi Esin daha soracaklarım var diyemedi. Onun yerine hazırlanmak için odaya geçti.
**********************************************************************************
Yong İstanbul'a geldiğinden beri pek bir yer görememişti. Ama şimdi tüm İstanbul ayaklarının altındaydı sanki. Esin manzarayı seyrederken uzun zamandır Pierre Loti'ye uğramadığını bu keyfi unuttuğunu fark etti. Gözlerini kapatıp rüzgarın sesine kulak verdi. Yong ise Esin'in rüzgarda uçuşan, güzel yüzünü perdeleyen saçlarına dalmıştı. Kaç gün bu manzarayı bu tanımadığı kızı seyredebilirdi. Gözlerini Esin'in üzerinden çekip kahvesinden bir yudum alıyordu ki gülümseyerek kendilerine yaklaşan adamı gördü. Esin adamı görünce hemen ayağa kalkıp sarıldı. Türkçe konuştukları için Yong bir şey anlayamıyordu ama aralarındaki samimiyeti gözle görebiliyordu. Adamın Esin'e sarılması, konuşurken ki dokunuşları, buzlar kraliçesinin gülümseyerek cevap vermesi.... Güldüğünde çok güzel oluyordu ama neden o adama gülüyordu ki. Neden kendini bu kadar huzursuz hissediyordu. Birazcık Türkçe biliyor olsaydı belki ne konuştuklarını adamın kim olduğunu öğrenebilirdi. Yong içindeki bu anlamsız kıskançlıkla boğuşurken Esin adamla vedalaştı ve yerine oturdu. Adamda az ilerideki kalabalık bir masada yerini aldı. Yong tüm bu kafasındaki sorular için Esin'e bir cevap bekler gibi baktı ama Esin'in bir şey anlatmaya niyeti yoktu. Esin'e de soramazdı kim diye. Sessizce manzarayı izlemeye devam etti. Ama az önce gördükleri kafasını kurcalıyordu. Adam arada sırada Esin'e bakıyordu ki Yong bunu fark edince aniden Esin'in elini tuttu ve kendine doğru çekti. İçindeki ses bir şey yapması içi Yong'u dürtüyordu ama Esin'in yüzündeki şaşkınlığı görünce Yong' ta aklına ilk geleni yaptığı için çabucak pişman olmuştu.