22 Şubat 2016 Pazartesi

For One Fine Day (7) Bölüm


Yong'un bu davranışına anlam veremeyen Esin ne diyeceğini bilemedi. Yong Esin'in avuç içini çevirerek işaret parmağıyla kendisininde ne olduğunu bilmediği birşeyler çizdi.
"Tamam şimdi oldu."
"Olan ne?"

"Avucuna bir şans runu çizdim."
"Ne yani bunun için mi elimi tuttun."
"Başka ne olabilirdi ne sandın."
"Onu mu diyorum ben. Hem ne biliyorsun belki bir sevgilim var. En azından müsade isteyebilirdin. Hem ne işe yarıyor bu?"
Yong okuduğu bir kitaptan aklına geldiği için yaptığını söyleyemezdi.
"Annannem bana hep çizerdi. Çok işe yarıyor."
"Akıllısı beni bulmaz ki..."
"Türkçe konuşursan ne dediğini nasıl anlayabilirim."
"Sadece teşekkür ediyordum. Bu aralar şansa çok ihtiyacım var."
Yong sadece gülümsemekle yetinince konuşmalar yerini yeniden sessizliğe bıraktı. Esin manzarayı Yong'da kaldığı yerden Esin'i izlemeye devam etti.
"Hadi kalkalım artık bu kadar manzara yeter."
"Bu kadar çabuk mu?"
"Kore'ye dönmeye niyetin yok galiba."
"Daha resim çekmedim."
"Ver makineyi."
+"Seninle de çekinmek istiyorum."
"Şansını fazla zorluyorsun."
Yong yüzünü düşürmüş makineyle uğraşırken Esin hesap için garsonu çağırdı. Yong hesapla ilgilenen Esin'i de kadraja dahil etti. Her ne kadar Esin istemesede Yong bu güzel manzarayı Esin'le birlikte hatırlamak istiyordu.
******************************************************************************
Yong valizini toparlarken Esin'in masasındaki birkaç çerçeve dikkatini çekti. İçlerinden birisi sevgilisi olabilir mi diye resimleri incelemeye başladı. Resimlerdeki tek erkek orta yaşlı bir adamdı ve resim epey yıpranmış duruyordu. Sevgilisi olamayacağına kanaat getirince rahatladı. Sevgilisi olsa mutlaka birlikte bir resimleri olur diye düşündü. Ya da henüz resmi çerçeveletmemişti....
"Yong hazırlanamadın mı hala..Çıkmamız gerekiyor."
"Ben hazırım. Acaba vaktimiz olurmu."
"Ne için."
"Çocuklara birşeyler almak istiyorum."
"Keşke sabah çıktığımızda söyleseydin. Uçağın kalkmasına vakit var ama bileti almak için erken gitmeliyiz. Hava limanından birşeyler bakarsın olmaz mı."
"Neyse nasıl olsa birlikte yeniden geleceğiz."
******************************************************************************
Yol boyunca Yong makinesindeki resimlere baktı. Hava limanına varınca Esin gidip bileti aldı. Daha sonra birlikte hediyelik eşya reyonundan grup üyeleri ve menejer için ufak hediyeler aldılar. Bütün işleri bitince uçağın kalkış saatini beklemek için bir masaya oturdular. Yong için İstanbul'da ki son saatleriydi. Esin'le geçirebileceği son saatler. Bunu düşününce nedense içi sıkılıyordu. Uzun zamandır ilk kez birine karşı yeniden bu anlamsız yakınlığı duymuştu. Ve yine zamansız gelen bu yakınlığı kısa bir süre sonra kaybedecek ve yalnızlığına geri dönecekti. Herkes kazandığını düşünürken kaybetmek Yong'un kaderi olmuştu. Yalnız geçirdiği onca zamanın hatırına sadece uçağın kalkamamasını burada Esin'le bir gün daha kalabilmeyi diledi. Burada aynı masada bir gün boyunca oturup öylece Esin'i seyredebilirdi. Esin'e uzun uzun baktı. Ona dair her şeyi hafızasına kazımak istiyordu. Saçlarını, geniş alnını, sık kirpiklerini, dudaklarını, çenesinin kıvrımını, gözlerini... Esin ise Yong'un düşüncelerinden habersiz sadece telefonuyla uğraşıyordu.
"Esin sana bir şey soracağım."
Esin güldü.
"Neden gülüyorsun ki."
"İlk defa soru sormak için müsaade istedin. Müsaade isteyecek kadar önemli şeyi merak ettim doğrusu."
Esin'e şuan sormak istediği bir sürü şey vardı. Hangisinden başlamalıydı ki. Ya da Esin bu soruların hangisiyle mutlu olabilirdi. Uçağının kalkmasına dakikalar kalmışken hangi soru yerinde olabilirdi...
"Soru sormaktan vazgeçtin herhalde."
"Yok vazgeçmedim...Bir dahaki gelişimde tercümanımız yine sen mi olacaksın."
"Bunu ben bilemem şuan için öyle ama planlar değişebilir. İstersen başka bir tercüman talep edebilirsin."
"Başka bir tercüman istediğimide nereden çıkardın. Seninle gayet iyiyiz."
"Aklında bulunsun diye dedim. Ofisten ayrılabilirimde. Her an her şey olabilir."
"İşe ihtiyacın yokmu neden ayrılacaksın ki."
"Ben öyle bir şey söylemedim."
"Evet.. Ama benim özel güçlerimi hafife alıyorsun."
"Bunu nereden anladın peki.."
"Bir şekilde Kore'den ve Ķorelilerden hoşlanmıyorsun ama işi bırakıpta gidemiyorsun da."
"Haklısın Korelilerden hoşlanmıyorum."
Yong hepsinden mi diye sormaya cesaret edemedi. Esin'in evet demesi şuan için tüm hislerini yerle bir edebilirdi.
"Keşke bunu değiştirebilecek gücüm olsaydı."
Keşke diye geçirdi içinden Esin. Kafasında sürekli dönüp duran her Koreli gördüğünde etrafını saran o kabustan kurtulmak istedi. Bu çocuğun içten sözlerinde kaybolmak ve geçmişe dair her şeyi silip atmak belkide ona verilebilecek en güzel armağan olabilirdi. Bunun olmayacağını biliyordu. Ne yaparsa yapsın geçmişi bir veba gibi peşini bırakmayacak onu ve etrafındakileri her gün biraz daha tüketecekti. Yong Esin'in dalan gözlerindeki hüzünle baş başa kaldı. Karanlığın ilk yıldızı... Tüm bunlara sebep o muydu. Esin'i bu denli üzen sebep neydi ki. Sadece bir gün bile olsa Esin'in gözlerindeki hüznü silebilmek isterdi. Sebebi her ne olursa olsun.
"Sana yardım edebilirim."
"Bana yardım mı edeceksin. Nasıl olacakmış o."
"Benimle gel. Ben burada kalamam ama benimle gelirsen sana yardım etmek için elimden geleni yaparım."
"Hah. Tamda ihtiyacım olan şey Korelilerle dolu bir yerde olmak."
Yong da düşününce saçma olduğunun farkına vardı. Ama başka ne yapabilirdi ki.
"Korelileri ne kadar az görürsem o kadar iyi. Hem sende şu tahlil meselesini bırakmalısın. Tanımadığın insanlara dertleniyorsun boş yere."
"Ama seni tanıyorum."
"Tanımak mı. 2 gün zoraki yanımda kaldın. Bana ve hayatıma dair en ufak fikrin yok. Şimdide kalkmış yardım etmeye çalışıyorsun. Sencede abartmıyor musun. Bu kadarı fazla değil mi?
Yong bir şey demedi. Çünkü ona duyduğu tarifsiz yakınlığı daha kendi çözememişken Esin'e nasıl anlatabilirdi ki. Senden ayrılmak istemiyorum bunun tek yoluda senin benimle gelmen dese Esin ne tepki verir kestiremiyordu. Hoş bunu söyleyecek cesareti kendinde bulabilir mi onuda bilmiyordu. Esin gelmeyi kabul etse sonra ne olacaktı. Kalbiyle aklı bir savaşa tutuşmuş onu bu düşüncelerle bir çıkmaza sokuyordu. Yong bu düşüncelerle kavrulurken ayrılık demek olan beklenen anons geldi. Esin girişe kadar Yong'a eşlik etti. Artık Yong'un uçağa binmesi gerekiyordu. Vedalaşmak için Esin elini uzattı. Her zaman tokalaşmaya hazır Yong Esin'in havadaki elini tutup Esin'i kendine çekti ve sarıldı. Esin'i kendine bu kadar yakın hatırlamak istiyordu. Gözlerini kapatıp bu anıda diğer anlar gibi Esin'in kokusuyla beraber hafızasına kazıdı. Esin'den bir şey demesine fırsat bile vermeden hızlıca güvenlik kapısında geçti. Esin'e el salladı ve hoşçakal dedi....